‘Def’-i mefâsid celb-i menâfi’den evlâdır.’
Günde 2 paket sigara içen birinin “en kaliteli Omega-3 takviyesini” araması, tüm çabasını sadece buna harcaması sizce mantıklı mı?
Fonksiyonel Tıp bakış açısıyla baktığımızda bedenen ve ruhen ‘sağlıklı’ olmanın temel yapı taşları; temiz, dengeli ve yeterli beslenmek, düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve stres yönetimidir. Yani tüm hayatımızın bütüncül olarak değerlendirilmesi ve bireye özgü adımların atılmasıdır. Ancak hayatımıza yeni bir başlangıç yapıp faydalı alışkanlıkları eklerken derin anlamlar içeren Mecelle kuralını unutmamamız gerekir:
“Def’-i mefâsid celb-i menâfi’den evlâdır.”
Yani ‘zarar veren şeyin def edilmesi fayda veren şeyin sağlanmasından önceliklidir’ prensibi gereği hayatımızdaki zarar veren şeyleri tespit edip onları gidermek ilk adımımız olmalıdır. Hayatın her alanına uygulandığında hedefimize daha hızlı ve sağlam ulaşmamıza vesile olacak bu prensip ‘Şifa’ya giden yolda da kulağımıza küpe oluyor. ‘Süper gıda’ peşinde koşmadan önce, vücuda sistematik zarar veren unsurları kesmek bu kuralın tam karşılığıdır. Peki hayatımızdan def ederek başlamamız gereken bu zararlar nelerdir?

1. Beslenme ve Metabolik Zararlılar
Birçok insan “Hangi takviyeyi almalıyım?” (celb-i menafi) diye düşünürken, aslında vücuda zarar verenleri (mefâsid) bırakmak çok daha büyük bir iyileşme sağlar:
- Rafine Şeker: Vücutta kronik inflamasyon (iltihap), insülin direnci, beyin sisi, hücre yaşlanması gibi bir çok zarara yol açar.
- İşlenmiş, Paketli Gıdalar: Bir gıdanın raf ömrü ne kadar uzunsa, insanın “sağlık ömrü” o kadar kısalma eğilimindedir: İçindeki koruyucu maddeler (emülgatörler, tatlandırıcılar), bağırsağımızdaki “dost” bakterileri öldürür. Bozuk bir bağırsak florası ise depresyondan bağışıklık zayıflığına kadar her şeyle bağlantılıdır. Bu gıdalarda kullanılan kalitesiz bitkisel yağlar (omega-6 fazlalığı) ve trans yağlar, vücutta hiç sönmeyen küçük bir ateş (iltihap) başlatır. Bu iltihap, kalp hastalıkları ve kanser riskini artırır. Yine bu gıdalar, beynimizdeki “doyma” sinyallerini bastırmak ve “daha fazla yeme” isteği uyandırmak üzere laboratuvarlarda tasarlanır. Yani yedikçe yer, daha fazla yemek istersiniz.
- Aşırı Kalori: Vücuda enerji sağlamak faydalıdır ancak “israf” derecesindeki fazla kalori, organ yağlanması ve insülin direnci gibi büyük bir “mefsedet” (bozulma) oluşturur. Vücut, ihtiyacından fazla enerji aldığında bunu sadece yağa dönüştürmekle kalmaz, hücresel düzeyde bir “yönetim krizi” yaşar: Hücrelerimizin enerji santralleri olan mitokondriler, sürekli gelen yakıtı (kaloriyi) işlemekten yorulur ve “serbest radikal” adı verilen zararlı atıklar üretmeye başlar. Bu, hücrenin enerji üretim kalitesini düşürür. Ayrıca vücut ancak aç kaldığında veya düşük kalori aldığında kendi içindeki “çöpleri” (hasarlı proteinleri) temizlemeye başlar (otofaji). Sürekli fazla kalori almak, vücudun bu temizlik mekanizmasını devre dışı bırakır; yani hücreler kendi çöpleri içinde boğulur. Vücut, metabolize edemediği toksinleri koruma amaçlı olarak yağ hücrelerinin içinde hapseder. Kilo arttıkça, vücuttaki toplam toksik yük de artmış olur.
2. Yaşam Tarzı ve Çevresel Etkenler
- Hareketsiz Yaşam: Vücut hareket etmediğinde kan dolaşımı yavaşlar ve lenf sistemi (vücudun çöp boşaltım merkezi) durma noktasına gelir; bu durum toksinlerin vücuttan atılmasını engelleyerek içsel bir kirlenmeye sebep olur. Hareket, hücre içindeki enerji santrallerini (mitokondri) yenilerken; hareketsizlik bu yapıların körelmesine ve vücudun erken yaşlanmasına (oksidatif stres) yol açar.
- Uyku Düzensizliği: Kaliteli uyku uyumamak, bağışıklık sisteminin savunma kalkanını düşürerek vücudu her türlü zarara açık hale getirir.
- Tütün ve Alkol: Doğrudan toksik etki yapan, vücudun DNA onarım mekanizmalarını bozan en temel dış zararlılardır.
3. Zihinsel ve Psikolojik “Mefâsid”
Sağlık sadece fiziksel değildir; zihni zehirleyen unsurları bilmek, fark etmek, uzaklaştırmak üzerine çalışmak da ‘def-i mefasid’ gereğidir.
- Kronik Stres ve Kaygı: Kortizol seviyesini sürekli yüksek tutarak kalbe, mideye ve genel olarak vücuda zarar verir.
- Dijital Kirlilik: Gereksiz bilgi akışı ve ekran bağımlılığı odaklanma yeteneğini ve dopamin dengesini bozar.
4. Bilinçsiz Müdahale Zararları
- Gereksiz İlaç Kullanımı: “Belki iyi gelir” diyerek kullanılan vitaminler, mineraller veya bilinçsiz antibiyotikler, karaciğer ve böbrekler için birer zararlıya dönüşebilir.
- Aşırı Detokslar, Bilinçsiz Diyetler: Hızlı kilo vermek ve fit olmak için yapılan bilinçsiz detokslar, yetersiz beslenme veya popüler/ şok diyetler metabolizmaya kalıcı hasar verir.
5.Endokrin (Hormon) Bozucular
1.Kozmetik ve Kişisel Bakım: Cildimiz vücudumuzun en büyük organıdır ve üzerine sürülen kimyasalları doğrudan kana karıştırır.
- Fitalatlar: Ojelerde, saç spreylerinde, şampuanlar ve en önemlisi “parfüm” içeren her şeyde bulunur. Erkeklerde testosteron seviyelerini düşürebilir, kadınlarda hormonal dengesizliği tetikleyebilir.
- Parabenler: Raf ömrünü uzatan bu koruyucular, meme dokusunda östrojen benzeri etkiler gösterebilir. Şampuan, makyaj malzemesi, nemlendirici, deodorant, diş macunu vb. ürünlerde bulunduğu gibi ilaç (göz damlası, merhem) ve bazı paketli gıda (soslar, reçeller) ürünlerinde de bulunur.
- Ağır Metaller: Bazı makyaj malzemelerindeki kurşun ve alüminyum birikerek sinir sistemine zarar verir.
2.Plastik Mutfak Gereçleri: Özellikle sıcakla temas eden plastikler, yapı taşlarını besinlerimize aktarır.
- BPA (Bisphenol A): Polikarbonat plastikleri sertleştirmek için kullanılır. Plastik kaplarda, damacanalarda, konserve iç yüzeylerinde vb. araç gereçlerde bulunur. Yapısı vücuttaki östrojen hormonuna o kadar benzer ki, vücut BPA’yı gerçek bir hormon sanarak tepki verir. Bu durum polikistik over sendromu (PKOS), insülin direnci ve erken ergenlik ile ilişkilendirilmiştir.
- Mikroplastikler: Çizilmiş teflon tavalar veya plastik saklama kaplarından gıdaya geçen parçacıklar, hücre düzeyinde yabancı madde birikimine yol açar.
- Yapışmaz Tavalar (PFAS Grubu): ‘Sonsuz kimyasallar’ olarak bilinirler çünkü doğada ve vücutta asla yok olmazlar. PFOA ve PFOS gibi alt türleri, tiroid hormonlarının taşınmasını sağlayan proteinlere bağlanarak hipotiroidi riskini artırabilir.
3.Temizlik Ürünleri, Solunan ve Temas Edilen Toksinler: Ev temizliğinde kullanılan sert kimyasallar hem deri hem de solunum yoluyla sisteme girer.
- Sert Yüzey Temizleyiciler: İçerdikleri sentetik kokular ve ağartıcılar (klor gibi), tiroid fonksiyonlarını etkileyebilir ve kronik inflamasyonu tetikleyebilir.
- Triklosan: Antibakteriyel sabunlarda ve bazı diş macunlarında bulunur. Bakteri direncini artırmasının yanı sıra tiroid hormonlarının çalışmasını engelleyebilir.
- Kuvaterner Amonyum Bileşikleri: Yumuşatıcılarda ve dezenfektan spreylerde bulunur. Solunum yolu hassasiyetini ve hormonal düzensizlikleri tetikleyebilir.
- Sentetik Kokular: Oda kokuları ve çamaşır deterjanlarındaki o “bahar ferahlığı”, aslında havaya yayılan fitalat bulutudur.
- Deterjan Artıkları: İyi durulanmayan kap kaçak veya giysilerdeki kimyasal kalıntılar, vücudun toksin yükünü artırır.
Yazımızı özetlersek, Mecelle kuralını şifaya giden yola uyguladığımızda, bu yazıdan hissemiz: “Vücuduna en iyi gelebilecek o takviyeyi aramadan önce, vücuduna zarar veren o zehri dışarı çıkar.”
Bu saydıklarımız öncelikli olmak üzere ruhumuza, bedenimize, fıtratımıza zarar veren şeyleri araştırmak, sorgulamak, bize dayatılan bir ihtiyaç mı yoksa modern dünyanın bir zorunlulukmuş gibi gösterdiği, aslında ruhsal ve bedensel olarak bizi çürüten bir zarar mı olduğunu fark etmek bu çağda fıtratımızı korumaya çalışmamızın ilk adımdır.
Gayret bizlerden, netice ve tüm güzellikler ise Allah’tandır.