Sorun Gluten Değil, Aşırı Aktif Olan Bağışıklık Sistemi Olabilir
Günümüzde özellikle beslenme konusunda “korkutma” dili bir reklam aracı olarak çok sık kullanılıyor. Her gün yeni bir besin tamamen kötü ilan ediliyor ve herkes için yasaklanması gereken bir şey gibi sunuluyor. Oysa beden söz konusu olduğunda mesele çoğu zaman bu kadar basit değildir.
Beslenmede asıl hedef korku değil, farkındalık olmalıdır. Yasaklar değil, denge konuşulmalıdır. “Bu besin kötü mü?” sorusundan önce şu soruyu sormak gerekir:
Benim bedenim bu besine nasıl tepki veriyor?
Çünkü aynı besin bir kişide hiçbir sorun oluşturmazken, başka bir kişide şişkinlik, kaşıntı, alerjik belirtiler, sindirim problemleri veya yorgunluk gibi tepkilere yol açabilir. Burada mesele çoğu zaman besinin kendisinden çok, vücudun o besini o dönemde nasıl karşıladığıdır.
Bağışıklık Sistemi Neden Aşırı Tepki Verir?
Bu konuyu anlatmak için çok sevdiğim bir örnek var:
Soğuk bir tavaya yağ damlattığınızda bir şey olmaz. Ama kızgın bir tavaya aynı miktarda yağ damlatırsanız alev alabilir.
Besinler de bazen böyledir. Bağışıklık sistemi aşırı uyarılmışsa, normalde tolere edilebilen besinler bile semptomları artırabilir. Yani sorun her zaman “gluten”, “süt ürünleri”, “yumurta” ya da “yer fıstığı” olmayabilir. Sorun, bedende zaten var olan hassasiyet ve alarm hâli olabilir.
Bu yüzden “süt ürünlerini kesince rahatladım” ya da “gluteni çıkarınca hafifledim” gibi cümleler bazen doğrudur; fakat bu cümleler ömür boyu kurulacak cümleler olmak zorunda değildir. Tabii ki çölyak gibi istisna hastalıklar bu durumun dışındadır.
Bağırsak ve Bağışıklık Sistemi Arasındaki Bağ
Bağışıklık hücrelerimizin çok büyük bir kısmı bağırsaklarımızdadır. Çünkü bağırsak, vücutta dışarıdan aldığımız gıdalarla en çok temas eden organlarımızdan biridir.
Bağışıklık hücrelerinin burada yoğun bulunması aslında dıştan gelebilecek zararlılarla mücadele etmek içindir. Bu, vücudumuzun güvenlik sisteminin önemli bir parçasıdır.
Bağırsak bariyeri güçlü olduğunda zararlı maddeler kolayca içeri sızamaz. Bağırsak, görevini yerine getirir ve zararlı olan maddeler vücut dışına atılır. Fakat bağırsak bariyerinin güvenlik ve seçici geçirgenlik özelliği zayıflarsa, istenmeyen maddeler ve mikroplar daha kolay içeri sızabilir.
Bu durumda bağışıklık sistemi sürekli uyarılır. Vücut adeta alarm hâlinde yaşar. Böyle bir dönemde bazı besinler de bu alevlenmeyi tetikleyebilir.
Ancak bu, o besinin herkes için zararlı olduğu anlamına gelmez. Sadece o dönem, o kişinin vücudunun o besini tolere etmekte zorlandığını gösterir.
Bağırsak Bariyerini Zorlayan Faktörler
Bağırsak bariyerini olumsuz etkileyebilecek bazı faktörler şunlardır:
- Sık antibiyotik kullanımı
- Kronik stres
- Düşük lifli beslenme
- Tek tip beslenme
- Yoğun şeker tüketimi
- Paketli ve işlenmiş gıdalar
- Birçok gıda katkı maddesi
- Trans yağlar
- Sık ağrı kesici kullanımı
- Bağırsak enfeksiyonları
- Hareketsiz yaşam
- Uzun süreli ve bilinçsiz açlık döngüleri
- Sigara kullanımı
- D vitamini, çinko gibi vitamin ve mineral eksiklikleri
Görüldüğü gibi bağırsak bariyerini zorlayan faktörler sadece besinlerden ibaret değildir. Bu nedenle hem bariyerin korunması hem de bozulmuş olan bariyerin yeniden desteklenmesi için tüm hayatın bütüncül şekilde düzenlenmesi gerekir.
“Bu Besin Bana Yaramıyor” Demek Ne Anlama Gelir?
Burada kaçırılan önemli nokta şudur:
“Bu besini başka biri yerken sorun yaşamıyor ama ben yiyince neden şişiyorum?”
Ya da:
“Bahar geldiğinde çoğu insan normalken ben neden bahar alerjisi yaşıyorum?”
Bu soruların cevabı çoğu zaman bağışıklık sisteminin o dönemki yükünde saklıdır. Bağırsak bariyeri zayıfladığında, bağırsak geçirgenliği arttığında ve bağışıklık sistemi buna sürekli alarm verdiğinde, beden bazı besinlere ve çevresel faktörlere daha hassas hâle gelebilir.
Bu durumda mesele çoğu zaman yediğimiz besinden çok, vücudun onu nasıl karşıladığıdır.
Yasak Değil, Denge ve Farkındalık
Beslenmede amaç herkese aynı yasak listesini vermek değildir. Amaç, kişinin bedenini tanımasıdır.
Bazı dönemlerde süt ürünleri, gluten, yumurta, yer fıstığı, mısır, bazı meyve ve sebzeler veya farklı besin grupları semptomları artırabilir. Fakat bu, her zaman o besinlerin tamamen kötü olduğu anlamına gelmez.
Asıl mesele şudur:
Beden şu anda bu besini tolere edebiliyor mu?
Eğer edemiyorsa, geçici bir süre düzenleme yapılabilir. Ardından bağırsak bariyeri, bağışıklık sistemi, stres yönetimi, uyku, hareket, vitamin-mineral dengesi ve genel beslenme düzeni birlikte ele alınmalıdır.
Çünkü kalıcı iyileşme çoğu zaman tek bir besini kesmekle değil, bedeni bütüncül olarak desteklemekle mümkündür.
Sonuç
Besinleri “iyi” ve “kötü” diye keskin şekilde ayırmak yerine, bedenin verdiği sinyalleri anlamaya çalışmak daha sağlıklı bir yaklaşımdır.
Gluten, süt ürünleri, yumurta veya başka bir besin tek başına suçlu olmayabilir. Bazen asıl sorun, aşırı uyarılmış bağışıklık sistemi ve zayıflamış bağırsak bariyeridir.
Bu yüzden beslenmede korkuya değil farkındalığa, yasağa değil dengeye odaklanmak gerekir. Her bedenin ihtiyacı farklıdır ve en doğru yaklaşım, kişinin kendi belirtileri, sağlık durumu ve yaşam tarzı dikkate alınarak oluşturulmalıdır.
Bilinçsiz yapılan diyetlerin, beslenmeden çıkarılan temel besinlerin eksikliğinin vücuda faydadan çok zarar verebileceği unutulmamalıdır.