Meyve ve Sebzeleri Mevsiminde Tüketmek Konusuna Farklı Bir Bakış

Meyve ve Sebzeleri Mevsiminde Tüketmek Konusuna Farklı Bir Bakış

Bilginin bu kadar ulaşılabilir olduğu çağımızda meyve ve sebzeleri zamanında tüketmemiz gerektiğini biliyoruz. Yine yaşadığımız zamanda her meyve ve sebzeyi artık her mevsimde market raflarında bulabiliyoruz. Peki yaz meyvelerini kışın, kış sebzelerini yazın yiyebilmek fıtratımıza ne kadar uygun, bir de bu açıdan bakıp değerlendirelim.

Her şeyde olduğu gibi kainata da yine onun da yaratıcısı Rabbimiz tarafından konan kanunlar vardır ve ‘kainat’ , ‘yerler, gökler ve ikisi arasındakiler’ bu kanunlara boyun eğmektedirler.

Güneş, her gün tam doğması gereken zamanda doğar, yağmur tam yağması gereken zamanda yağar, müdahale edilmemiş bir şeftali ağacı tam vermesi gereken zamanda verir o güzel meyvesini… Yer ve gökler bir ahenk içinde ‘son’ zamana kadar teslim olmuşlardır Rablerine ve O’nun koyduğu kanunlara, yasalara, kurallara. Kimi zaman ‘fizik kanunları’ deriz onlara kimi zaman ‘kimya kanunu’ kimi zaman ‘matematik’… Bunun içindir ki bir uyumsuzluk, çatışma, zulüm göremeyiz kainatta. Hatta hayran oluruz; tefekkür ettikçe, okudukça araştırdıkça…

O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? (Mülk, 3)

Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir. (Yasin, 40)

Kainat bizlere adeta ‘hâl’ diliyle seslenir: Rabbimizin koyduğu kanunlara, hayat düzenine itaat eden mutlu olur, hem kendi içinde hem dış alemle ahenk içinde olur. Ne zulüm eder, ne zulüm edilir ona. İç alem de dış alem de ancak Yaradanına döndüğünde sükunet bulur, kaostan kurtulur.

Rabbimiz ‘Tek Rab’ olması gereği kainatı olduğu gibi insanı da boş, amaçsız bırakmamış, hayatını düzenleyecek, küçük büyük her meselede hayatını idame ettirecek yasalar, kanunlar, ‘iyi’ ve ‘kötüler’ belirlemiş, yine merhametiyle Rasuller ve Nebiler göndererek bu kuralları öğretmiştir insana. Bu kuralları belirleme yetkisinin mutlak olarak ancak Allah’a ait olduğunu, bunun Rab’lik olduğunu, Allah’tan başkasının mutlak hayat kuralları belirleyemeyeceğini, bu hakkı yaratılmışlardan herhangi birine vermenin zulüm (şirk) olduğunu anlatmışlardır her biri gönderildiği toplumlara. Tarihe baktığımızda insanlık ne zaman Rabbine ve emirlerine boyun eğmişse tıpkı kainatta olduğu gibi hem ruhsal (içsel) hem toplumsal (dışsal) olarak uyum içinde yaşamış, böyle yaşamayan toplumlara hâl dilleriyle gerçek mutluluğun Rabbe boyun eğmek olduğunu anlatmışlardır.

Günümüzde dünyanın mazlum coğrafyaları da dahil aslında her coğrafyasında insanlık zulüm, bunalım, çıkmaz, kasvet, ıstırap, ahlaksızlık, fesad içindedir. Kimi insanların hayatına müdahale hakkını kendinde görerek Rableşip diğer insanları kendine kul-köle edinir de zulmeder insanlara, kimi kendi nefsini, hevasını, hislerini, sınırılı aklını, düşüncelerini yegane boyun eğdiği mercii kabul eder de zulmeder kendi öz nefsine…

‘Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder’ (Yusuf, 53)

‘…Bizim, Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler. Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı ilâhlar mı daha iyidir, yoksa mutlak hâkimiyet sahibi olan tek Allah mı?’ (Yusuf, 38-39)

“…Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf, 40)

Bu şekilde kainatı ve içinde bulunduğumuz insanlığı bir nebze de olsa tefekkür etmek, yaratan Rabbimizin adıyla okumak için yazımızın baş kısmında bunlara değinmek istedik.

Kainattaki bu dengeyi aklımızda tutalım. Kainat ne zaman insan eliyle ‘boyun eğdiği kurallara zıt’ müdahaleye uğrasa hem kendi düzeni bozulur hem de insanoğluna ifsad olmuş meyvelerini sunar. Her meyvenin, her sebzenin, her çiçeğin belirlenmiş yer yüzüne gelme zamanı vardır. Bu zamanda ve koşullarında sunabileceği maksimum faydayı barındırır içinde. Yine bir mucize olarak hangi mevsimde çıkıyorsa dünyadaki insan da dahil olmak üzere tüm canlılar ve vücutları için en ihtiyaç duyulan zamanda gelirler dünyaya.

Bu zamanlamaya sadık kalmak ve bu ‘kanuna’ güvenmek bize şu faydaları sunar:

1. Maksimum Besin Değeri/Vitamin/Mineral

Bir meyve veya sebze, dalında tam vaktinde olgunlaştığında besin değerlerinin zirvesine ulaşır. Örneğin, kışın üretilen bir domatesin güneş ışığı eksikliği ve yapay ortam nedeniyle vitamin oranları, yazın güneş altında kızaran bir domatese göre çok daha düşüktür. Besinler dalından koparıldığı andan itibaren vitamin kaybetmeye başlar; mevsiminde tüketim, ürünün sofranıza en kısa sürede ulaşmasını sağlar.

2. Gerçek Lezzet ve Aroma

Hormonlar veya özel gazlarla depolarda olgunlaştırılan ürünler, genellikle “plastikimsi” bir dokuya ve zayıf bir aromaya sahip olur. Mevsimindeki bir çileğin kokusu veya bir salatalığın dokusu, doğal şartlarda yetiştiğinden doğal şeker, vitamin ve minerallerin tam dengede olmasından kaynaklanır. Gerçek lezzet, her zaman doğal zamanlama ile gelir.

3. Vücudun Mevsimsel İhtiyaçları

Bir mucize ve rahmet olarak hangi mevsimde neye ihtiyacımız varsa o sunulur bizlere. Örneğin; C vitamini deposu turunçgiller kışın oldukça yaygın olan enfeksiyonlara karşı birer savunma kalkanı oluştururken; yazın karpuz, salatalık gibi yüksek su içerikli gıdalar vücudun sıvı dengesini korumasına yardımcı olur. Baharda çıkan enginar ve taze yeşillikler, kış boyu yorulan karaciğeri temizlemeye vesile olur.

4. Bağışıklık Sistemini Desteklemek

Vücudumuz, yaşadığımız coğrafyanın mevsimsel döngüsünden de etkilenir. Mevsim dışı gıdalar tüketmek, vücudun sindirim ve bağışıklık sistemine yabancı uyaranlar gönderebilir. Doğal döngüye uymak, kronik enflamasyonu azaltmaya ve bağışıklığı güçlü tutmaya yardımcı olur.

5. Daha Az Kimyasal ve Pestisit

Mevsimi dışında yetiştirilen ürünler, soğuktan veya zararlılardan korunmak için genellikle daha fazla tarım ilacına, hormona ve suni gübreye ihtiyaç duyar. Kullanılan bu tarım ilaçları, hormonlar ve suni gübre endokrin (hormon) sistemimiz ve genel sağlığımız açsından ciddi risktir. Mevsiminde yetişen bir sebze/meyve ise kendi doğal savunma mekanizmalarıyla büyüdüğü için çok daha az dış müdahale gerektirir. Modern tarım sistemlerinde mevsiminde yetişen meyve ve sebzelere de bu müdahalelerin yapıldığının farkındayız fakat bu riski en aza indirmek için elimizden geldiğine odaklanmalı, en azından doğal zamanlamaya uymalıyız.

6. Ekonomik ve Çevresel Fayda

Mevsiminde olan meyve ve sebze boldur, bu da fiyatların daha erişilebilir olmasını sağlar. Ayrıca, uzak ülkelerden taşınan veya seralarda yüksek enerji harcanarak yetiştirilen ürünlerin karbon ayak izi çok yüksektir. Yerel ve mevsimsel beslenmek, doğayı korumak için atılabilecek en basit adımdır.

Mevsimin ve doğal olan sürecin bizi Yaradan tarafından şekillendirildiğini bilmek insana güven verirken, vücudumuza ihtiyacı olduğu gıdaları vermek, onu ifsad edecek gıdalardan uzak durmak da sağlıklı olma ve sağlığı koruma yolunda bize yardımcı olacaktır inşallah.

Son söz olarak Sünnetullah’ı hatırlatalım: Rabbine dönen, O’nun kurallarını hayatına ve hayata hakim kılan insan da olsa toplum da olsa kurtulur, buhranlardan, zulümlerden, zelil olmaktan… Yine O’nun kurallarıyla barışık yaşayan hem maddi hem manevi açıdan arınır, fıtratına döner, şifâlanır…

Bizi Takip Ediniz

Sağlıklı Bir Başlangıç Yapmaya Hazır Mısınız?

Size özel beslenme programlarımızı ve profesyonel hizmetlerimizi inceleyin.

Yorum Yapınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Robot olmadığınız doğrulanıyor